24 Aralık 2015 Perşembe

7. Tarih: 29 Haziran 1923 Cuma, saat: 15.00

Karşılaşma Taksim stadında oynanacaktı.


İstanbul, her konuyu unutup, bu maça kilitlendi. İstanbul, 29 Haziran günü Taksim’e yürüyordu. Herkes ümitli, neşeliydi. Fenerli gençler vapurdan inmiş, ellerinde Türk ve Fenerbahçe bayrakları, Karaköy-Tepebaşı yoluyla, bugünkü İstiklal Caddesi’ne çıkmışlardı.

Fenerbahçeliler’e, İstiklal caddesi’nde, Galatasaray lisesi’nin bahçesinde toplanmış olan Galatasaraylı gençler katıldı. Bunlar da Türk ve Galatasaray bayrakları taşıyorlardı. Kucaklaşarak, Taksim’e doğru yürüdüler. Taksim meydanına çıkınca, Gümüşsuyu yoluyla gelen Beşiktaşlı gençlerle karıştılar. Onların da ellerinde Türk ve Beşiktaş bayrakları vardı. Hep birlikte, milli mücadele marşlarını söyleyerek, Taksim stadına yürüdüler.

O tarihe kadar hiçbir spor alanında milli maç yapılmamıştı. Dünyadan ve çağdan kopuk bir toplumdu. Bu dayanışma, birliktelik, heyecan, bu maça milli maç havası vermişti.

Taksim stadının ahşap tribünleri dolmuştu. Tribünlere koltuklar dizilmişti. Bu koltuklar, İstanbul terbiyesi gereği, maça gelen hanımlara veriliyor, erkekler ayağa kalkıyorlardı. Kadınların çokluğu dikkati çekiyordu. Taksim stadı hiç bu kadar kalabalık olmamıştı. Seyirciler arasında, o güne kadar hiç futbol maçına gelmemiş beyler ve hanımlar da vardı.

Saat 15.00’e yaklaşırken Türk, İngiliz, Fransız ve İtalyan yöneticiler, komutanlar yerlerini aldılar. Harrington kupası tribünün önünde bir sehpaya yerleştirildi. Seksen santim boyundaki kupa pırıl pırıl parlıyordu.

Heyecan doruktaydı. Maçın başlamasına beş dakika kalmıştı. Bir İngiliz’den Chelsea’li dört profesyonel futbolcunun rakip karmada oynayacağını öğrenen bir Fenerbahçeli, aldığı bilgiyi yanındakilerle paylaştı. Kulaktan kulağa yayıldı. Bazılarını kaygı sardı.

İşgalcilerin ve azınlıkların alkışları arasında İngiliz takımı sahaya çıktı. Diri, kendinden emin, rahat bir görünümleri vardı. Seyircileri selamladılar. Sahaya yayılarak ısınmaya başladılar.

Birden gök gürler gibi bir uğultu koptu. Fenerbahçe görünmüştü. Sarı üzerine lacivert çubuklu formaları ile 11 Fenerli, başta kaptan Hasan Kamil Sporel, koşarak sahaya girdi. Seyircileri selamladılar. Onlar da ısınmaya başlayarak, sahaya yayıldılar. Fener tarihi 11 ile sahada idi.

Hakem maçı başlattı. İngilizler kesin kazanmak için oynuyorlardı. Sert, hatta kırıcıydılar. Fenerbahçe daha sakindi. Birinci devre karşılıklı akınlarla geçiyor, seyirciler hop oturup hop kalkıyorlardı. Alışılmamış kalabalık ve kazanma zorunluluğu Fenerliler’i olumsuz etkilemiş gibiydi. Tutuktular. Devrenin sonuna doğru İngilizler bir gol attı. Türkler donup kaldı ve devre böyle kapandı.

İkinci devre, kadın erkek, Türk seyircilerin kulakları sağır eden haykırışları ile başladı, Devre arasında moral depoladıkları, İngiliz karmasını doğru değerlendirdikleri anlaşılıyordu. Bayraklar sallanıyor, stat tutuşuyordu sanki... 60’ıncı dakikada Zeki Rıza tutulmaz bir şutla eşitliği sağladı. İngiliz karması bocalamaya başladı. Sonra o harika dakika geldi. 74’üncü dakika. Zeki Rıza, topu biraz sürdü, karşısına çıkan İngiliz’i çalımladı ve General Harrington’un hayalini çökerten şutu attı. Top mermi hızıyla uçup, ağları havalandırdı. Kaleci görememişti bile. Binlerce ağızdan top patlar gibi bir haykırış yükseldi: ‘Gooooooooool



Taksim yıkılıyordu. Maç, Fenerbahçe’nin baskısı altında, 2-1 sona erdi. General Harrington, kupayı, takım kaptanı Hasan Kamil Sporel’e verdi. Hasan Kamil Bey, kupayı ağırbaşlılıkla aldı ve seyircilere dönerek havaya kaldırdı. Türkler çıldırırken işgalci İngilizler ise sessizce kayboldu ve hatta sevinç gösterilerini zorla bastırmaya kalktılar.


Bu satırları, ‘Şu Çılgın Türkler’ ve ‘Diriliş’ kitaplarının yazarı Turgut Özakman’ın ‘Cumhuriyet’ isimli kitaplarından, Can Dündar’ın hazırladığı “Bahçedeki Fener” belgeselinden ve Harrington’ın Türkiye anılarını içeren kitaptan harmanlayarak aktardım.

Diğer bir yorum için