4 Ağustos 2015 Salı

Zorlama ile iş güvenliği

6331 sayılı kanun özetle çalışan güvenliğini, işverenin yatırımını, oluşacak her türlü can / mal / zaman kaybını önlemeyi amaçlıyor.

Ancak bazı yapılan hatalar vatandaşın ve işverenin bu kanuna güvenini sarstığı gibi, ilgisini de kaybetmesine yol açtı.

Her işimizde olduğu gibi çalışmaları son ana bıraktık, kanun ve bağlı yönetmeliklerin yürürlüğe girmesine az bir süre kala uzman yetiştirmeye kalktık. Son sınavlarda karşımıza çıkan hatalı sorular ( ve düzeltmelerin geç yayınlanması ) ile birçok uzman adayı hak mahrumiyetine uğradı. 

Bizlere yetki veren bakanlığı 80 soruda 14 hata yapmasını aklım bir türlü almıyor. Hele hele sınavın hatalı sorularının ise 15 ay sonra açıklanmasının hiçbir izahı yok. Beni değerlendirmeye çalışan koskoca bakanlığın 80 tane soru hazırlayacak, kontrol edecek bir kadrosu nasıl olmaz? Bakanlık soru hazırlamayı beceremezken, bizlerden çözmemizi nasıl bekler?

Aynı bakanlık benzeri hataları müfettişleri ile de yapıyor, beni denetleyen müfettişin benden daha iyi bilmesi gerekmez mi?

Yapılan diğer hata ise, kanun uygulamaya girdiğinde yetersiz uzman olduğu ortaya çıkınca yaşandı. Önce hizmet alma zorunluluğunu çok tehlikeli ve tehlikeli sınıfta tutarken, 50 kişiden az çalışanı bulunan az tehlikeli işletmelere 2 sene daha zaman tanıdılar. Uzmanların hala yetersiz olduğu ortaya çıkınca uzmanlara bir üst sınıfta hizmet verme hakkı sağladılar. Ancak bu da yetersiz kalınca, belirli bir sigorta gününü doldurmuş uzmanlara doğrudan o sınıfa yükselme hakkı tanıdılar.

15 sene önce üniversiteyi bitirmiş ancak babasının marketinde genel idare ile ilgilenen bir mühendis, yeterli günü doldurduğu için bir gecede A sınıfı uzman oldu. İnanılmaz.

Uzmanlığa başvuracak adayların mezuniyet dalları da genişletilince, çarşı pazar karıştı.

Ortada ne yaptığını bilmeyen bir sürü uzman oldu. Ne fiyat tarifesi belli idi ne de bunları denetleyen bir müfettiş ekibi.

Kanun yürürlükte olmasına rağmen hala, hizmet almayan bir işveren grubu var. "Ne gelen var, ne giden" mantığı ile "denetleme yok, ceza yok. 2 senedir ödeme yapıyorum. ne olduğunu hala anlamadım" diyen işverenler de az değil.

Bu kanunun en fazla itiraz çeken noktalarından biri zaten "devlet denetleme görevini başkasına devredemez" idi. Doğru! Uzman kendi namına ticari faaliyette bulunurken, ekmeğinin peşinde koşarken, devlete "burada eksikler var" diye ihbarda bulunamaz. Uzmanı fabrikası kapanan ya da para cezası ile karşılaşan işverenin ( hele kabadayı ise ) elinden hangi devlet kurumu alacak?

İşvereni ceza ile korkutmamak gerekir. Bu hizmeti isteyen almalı. Ancak gönül rızası ile bu hizmeti alan, kar amacı ile kurulan ve faaliyette bulunan işletmeye de maddi katkısı olmalı. Vergi indirimi, SSK payına katkı, bazı harçlardan muafiyet ... gibi. "Ya da hizmet almayabilirsin ancak iş kazasında canını yakarım, tek sorumlu seni sayarım" diyebilmeli devlet.

Çalışan eğitimlerini devlet vermeli. Eğitim olsun diye değil, çalışanı eğitmek için vermeli.

Acil durum eğitimlerini okullarda, iş yerlerinde, mahallelerde herkes bilmeli. Okullarda ders olarak okutulmalı. Bir yangın sadece fabrikada mı çıkar? Bir deprem sadece bir tesisi mi etkiler? Acil durumlara toplum olarak hazır olmalıyız. İlkyardım kuralları sadece iş yerinde mi gerekir?

Risk değerlendirme raporları, devletin sistemine de yüklenmeli. Hem kimler bu raporu hazırlatmış, kimler hazırlatmamış takip edebilir hem de raporlarda neler yazılıyor, incelenebilir.

Öneri ve tespit defteri de online olmalı. İşveren de, uzman da, hekim de ve o bölgeden sorumlu müfettiş de görebilmeli. İsteyen çıktı almalı. Bu devirde hala kağıt, defter, kaşe ...... ( aklıma hala seçimlerde parmağa sürülen mürekkep geldi. hani çipli kimliker ? )

Devlet hangi çalışanın iş başı, iş güvenliği eğitimine en son ne zaman katıldığını kendisi takip etmeli. Çalışan bu eğitime kendi isteği ile katılmalı. Katılmalı ki, primi daha az ödesin.