7 Mayıs 2015 Perşembe

Soykırım - 2

Soykırım konusunda karar vermeden önce, günün şartları ile düşünmemiz gerektiğinde hemfikir olmamız gerekir. 

Bir imparatorluk düşünün, içeride kazan gibi kaynıyor. Dışarıda ise kapalı kapılar ardında gizli toplantılar yapılıyor. Devletler arası gizli anlaşmalar yapılıyor. Her devlet kendince pay kapma yarışında.

Özellikle Rusya'nın ve İngiltere'nin başını çektiği bir de casusluk savaşı var. Azınlıklar üzerinden hesaplar yapılıyor. Zaten kapitülasyonlar ile eli kolu bağlanmış "Hasta adam" çaresiz oturuyor. Toprakları sürekli küçülüyor hem de masa başında.

Bu sırada Rum ve Ermeni azınlıklar çeşitli vaatler ile kandırılıyor. Sürekli silah sevkıyatı ile elleri de kuvvetlendiriliyor. Münferit olaylar ise sistemli, planlı ve organize bir şekilde artarak devam ediyor.

Ülkenin yöneticileri olarak, ne yapardınız? 

Tüm isyan edenleri idam mı ederdiniz, göç mü ettirirdiniz? Osmanlı, göçe zorlamayı tercih etti. Göç için seçtiği bölge ise kendi toprağı olan Suriye idi. ( Tehcir kanunu, Sevk ve İskan kanunu )

O devrin koşulları ile düşünmeye devam edelim. Develer ve diğer binek hayvanları ile Anadolu'nun çeşitli yerlerinden Suriye'ye gidiyorsunuz. ( Tren kullanıldı mı bilmiyorum ). Bu yol 2 saat değil, aylar sürüyor. Yolda iken mevsimler değişiyor. Hava koşulları tam muhalefet, yağmur, rüzgar, soğuk, sıcak ...gibi.

Göç edenler ise her yaştan, cinsten. Genç, yaşlı, kadın, erkek, çocuk, hamile, hasta ... sayın sayabildiğinizi.

Zaten sağlıklı olsanız bile o koşullar dayanılır gibi değil.

Üstüne üstlük yolunuzu kesen haydutlar, haramiler ve hatta "Göç etmeyeceksiniz" diyen Ermeni çeteler de var.

Bu göçü fırsat bilen bunlar ile zulmeden, soyan ordu mensubu kişiler de var. Bunların en ağır biçimde cezalandırıldığı ise kayıtlarda mevcut.

Göçe zorlanan komşularına ağlayan, evini emanet alan, canlarını korumaya çalışanlar da yok mu?

Bu şartlar içinde uygulanan bir zorunlu göç sırasında elbette ölenler olmuştur. Kurunun yanında yaş da yanmıştır. Birbirinden büyük acılar çekilmiştir.