21 Nisan 2015 Salı

Askıda ekmek / askıda kahve

İtalyanca çalışırken karşıma çıkmıştı "sospeso". Sözlüğe bakınca "askıda" demek. Askıda? Neden? Kuruyor mu?
Biraz araştırınca ilginç bilgilere ulaştım, şöyle ki ...

Sadece İtalya'da geçtiği zannedilir. Müşteriler içmek istediklerinden daha fazla kahve için ödeme yaparken ( due caffee, uno sospeso - iki kahve, biri askıda ) ihtiyaç sahibi ise askıda kahve olup olmadığını sorar ve varsa ücreti başkası tarafından ödenmiş kahvesini içer.


Cihangir'deki "Gurmelit Pera" isimli makarnacının Yunan sahibi tarafından da uygulanmaya çalışılmaktadır. Yunanistan'da kafelerde özellikle öğrenciler için uygulanır.

Ülkemizde ise yaygın biçimde "Askıda Ekmek" olarak uygulanmaktadır. Ücreti ödenmiş ekmeği, ihtiyacı olanlar almaktadır. Askıda erzak ve askıda kumanya ise benzer uygulamalar.


Bu uygulama bana, Osmanlı zamanında kullanılan sadaka taşlarını hatırlattı.

Şehirlerin belirli noktalarına konulan Sadaka Taşları, İslam dininin, insanlar arasındaki gelir eşitsizliklerinin giderilmesi için emrettiği yardımlaşmanın, büyük bir incelikle yerine getirilmesini sağlıyordu. Cami avlularının en kuytu köşesine konulan ve hemen hemen bir insan boyuna yakın, üst kısmında küçük bir oyuk bulunan silindir şeklindeki taş, imkanı olan insanların, üzerindeki oyuğa bıraktıkları sadakalarıyla yoksula, rencide etmeden el uzatmasını sağlıyordu.


Bu gelenek ile yardım etmek istediğiniz zaman, özellikle gece karanlık vakitler seçiliyor, sadaka taşına parasını bırakıyorsunuz. İhtiyacı olan ise, yine o sadaka taşından sadece kendi ihtiyacı olduğu kadarını alıyor. Yani zenginimiz anlayışlı ancak kibirli değil. Zekatını, sadakasını verirken gözünün içerisine bakarak fakiri incitecek bir yapıda değil. Tamamen mütevazi ve işin hiç reklamına kaçmadan gizli yardım ediyor. Yoksul ise bencil değil ve ihtiyacı kadar alıyor.

Araştırırken, ülkemizde ise özellikle öğrenciler için askıda kahve / tost / sandviç / çay uygulandığını görünce sevindim.

Son olarak şu hadis ile ne kadar doğru uygulamalar zaten olduğunu gösteriyor; Sağ elinin verdiğini sol elin görmesin.

Aynı amacı taşıyan bir benzerine daha aylar sonra denk geldim: 

Osmanlı döneminde hali vakti yerinde olanlar, Zimem defteri adı verilen veresiye defteri tutan bakkal, kasap ve manavlara giderler, esnafa  "aç şu defteri" derler ve güçleri yettiğince kişinin ( mesela ilk 20 kişinin ) borcu neyse tamamını öder geçerlerdi.

Bunu yaparken tek bir şartları vardı. Borcunu ödedikleri insanlar, bu borcu kimin ödediğini bilmeyeceklerdi. Ne borç ödeyen kimin borcunu ödediğini bilir ne de borcu ödenen kişi borcunu kimin ödediğini bilirdi.

Benzeri bir uygulamanın, öğrencilere destek olmak için kırtasiye, kitapçı vb. esnafa gidip öğrencilerin borcunu ödemek ve hatta peşin ödeyerek satın almaya gelecek öğrenciden para talep edilmemesini sağlamak olduğunu da duyuyoruz.

Bazı kitapevlerinin ise "askıda kitap" uygulaması hem sosyal bir içerik hem de ticari yön taşıyor.