21 Mart 2015 Cumartesi

Osmanlı paşaları

Mustafa Kemal Atatürk'ün yeri tartışmasız olsa da Osmanlı'nın içinde başka paşalar var ki saygı duymamak mümkün değil.

Gazi Osman Paşa

93 Harbi'nde 145 günlük Plevne ( Bulgaristan ) savunmasını komuta etmiş ve direnişiyle askerlik tarihine geçmiş, müdafaa hattı stratejileriyle esir bulunduğu dönemde Rus Çarı'ndan bile saygı görmüş, dönemin tüm komutanları tarafından örnek alınan ünlü bir Türk komutanıdır.

2. Abdülhamit kendisine "Sen benim yüzümü ağarttın. İki cihanda da yüzün ak olsun!" diyecek kadar çok saygı duyar ve Plevne savunmasından sonra kendisine gazi ve mareşal unvanı verir.

Gazi Osman Paşa
Plevne marşı aşağıdaki gibidir;

Tuna nehri akmam diyor
Etrafımı yıkmam diyor
Şanı büyük Osman Pasa
Plevne'den çıkmam diyor

Olur mu böyle olur mu
Evlât babayı vurur mu
Sizi millet hainleri
Bu dünya size kalır mı

Düşman Tuna'yı atladı
Karakolları yokladı
Osman Paşa'nın kolunda
Beşbin top birden patladı

Kılıcımı vurdum taşa
Tas yarıldı baştan başa
Askerinle binler yaşa.
Nâmı büyük Osman Paşa


Ömer Fahrettin Türkkan

Medine'de kaldığı süre boyunca Hz. Muhammed'in kabrini sık sık ziyaret eder.

İsyancılara karşı düzenlenen askeri bir harekât esnasında, güçlükle yürüyen çelimsiz bir askeri görünce devesinden inmiş “Kardeşlerim! Sıkıntıda da bollukta da her şeyi paylaşacağız.” diyerek o askeri kendi devesine bindirmek suretiyle yolculuğa yaya olarak devam etmiştir.

Medine’de isyanların arttığı bir dönemde Cemal Paşa’nın “İstersen tecrübeli alman pilotlardan gönderelim.” teklifini geri çevirmiş; bir İslam beldesi olan Medine’yi savunurken yalnızca Müslüman askerlerle bu işi yapmak istediğini söyleyerek bu konudaki hassasiyetini ortaya koymuştur.

Medine müdafaası sırasında karşı karşıya geldiği İngiliz ajanı Lawrence “Çöl Kaplanı” İngiliz yarbayı Bassett ise “Kaburgalarına kadar tam bir askerdir.” der.

Arapların, İngiliz desteğiyle isyan ederek Medine'ye göz dikmeleri üzerine bu kutsal emaneti savunur.


Mondros imzalanarak, Osmanlı orduları terhis edilmeye başlar ve Medine kaderine terk edilir.

Antlaşma haberi Medine'ye de gönderilir ve Fahrettin Paşa'ya ordusuyla birlikte en yakın İngiliz birliğine teslim olması emredilir. Ancak Fahrettin Paşa emri yerine getirmez ve kutsal emaneti korumak için direnmeye devam eder. Yinelenen emirlere rağmen garnizon antlaşmadan sonraki 3 ay boyunca direnir.

Bu sonuç karşısında İngiltere, hükümeti düşürerek Ahmet Tevfik Paşa kabinesini kurdurur. Ancak yeni kabinenin de Medine'nin teslimi konusundaki baskıları sonuçsuz kalınca İngiltere Osmanlı Devleti'ne nota vererek ve savaşa yeniden başlayacağını bildirir.

Bunun üzerine Padişah VI. Mehmet'in bizzat ricası ve kendi subaylarının iknası sonucu Fahrettin Paşa Medine'yi teslim ve kaderine terk etmek zorunda kalır.

Böylece Medine'deki Osmanlı garnizonu, silah bırakan son ittifak devletleri muharip birliği olarak tarihe geçer ve I. Dünya Savaşı fiilen sona erer.

İsyanlar, hastalıklar, açlık, susuzluk, sıcak ve askerlerin firarı ile uğraşıyordu. İngilizlerin Hicaz demiryolunu bombalamaları sonucunda dış dünya ile her türlü bağlantısı kesilmişti.

Buna rağmen Hz. Peygamber’in kabrini düşmana bırakmamakta kararlı olan Osmanlı askeri un stokları azalınca hurma çorbası içmiş, hurma çekirdeklerini öğüterek elde ettikleri undan ekmek üreterek yemişlerdi.

Medine açlıkla boğuşurken çok ilginç bir olay yaşanır. Şehir çekirgeler tarafından istila edilmiştir. Herkes durumu endişe ile karşılarken Fahrettin Paşa, askerlerini toplayarak; Peygamber Efendimiz döneminde de Hicaz’da çekirge istilasının yaşandığını ve sahabenin çekirge yediğini söyleyerek durumu bir fırsata dönüştürmek istemiştir. Askerlerine, Hz. Peygamber’in “İki ölünün ve iki kanlının yenmesi bize helal oldu.” şeklindeki hadisini hatırlatan; “iki ölü balık ve çekirge, iki kanlı dalak ve karaciğerdir.” diyen Fahrettin Paşa, çekirge yemenin sünnet olduğunun altını çizerek askerlerini buna alıştırmak için şu bildiriyi yayınlamıştı: “Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var? Uçar, yeşilliklerle beslenir, temiz ve taze olan yiyecekleri yer… Hicaz, Yemen, Asir Araplarının başlıca gıdası çekirgedir. Bedeviler sağlamlık ve çevikliklerini çekirgelere borçludurlar… Hekimlerimiz de çekirgenin şifa verici ve besleyici olduğundan bahsediyorlar…” diyerek Peygamber Efendimiz’in kabrini düşmana teslim etmemek için yaşadıkları bu sıkıntı karşısında Allah’ın kendilerine bir lütufta bulunduğunu ifade etmiştir. Fahrettin Paşa’nın bu açıklamalarıyla askerimiz kavurma niyetine çekirge yemiş, çekirge unundan ekmek yapmış, çekirge kurusunu da çerez gibi yiyerek bir süre bu şekilde beslenmiştir.

Yaşanan tüm bu sıkıntılara rağmen askerleriyle birlikte Hz. Peygamber’in kabrinin önünden ayrılmıyor; kendisinin deyimiyle “son ere, son mermiye ve de son damla kana dek…” mücadeleye devam edileceğini adeta haykırıyordu. Kılıcını İngilizlere teslim etmeyip Peygamber Efendimiz’in kabrinin başına bırakmış ve oradan ayrılmamıştır.

Bayrağımı burçlardan indirtmem, Efendimiz’i bırakmam, diye haykıran ve İngilizlere teslim olmayan Çöl Kaplanı Fahrettin Paşa, sonunda, kendi subaylarının ani bir baskınıyla Hz. Peygamber’in kabrinden cebren çıkarılabilmiştir.

"Medine müdafii" lakabını kendisinden daha fazla hak eden kimse yoktur.


Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa

Budin valisiyken az bir kuvvetle 1686 yılında doksan bin kişilik Haçlı ordusunun kuşatmasına karşı durdu. Üç buçuk aylık kuşatma süresince Haçlı ordularının art arda on sekiz taarruzunu püskürttü ve düşmanın teslim tekliflerini de geri çevirdi. Gittikçe azalan kuvvetlerine şehre hakim tepeleri ele geçiren Kutsal İttifak ordusu yüzünden yardımcı kuvvet de alınamıyordu. Savaş sırasındaki talihsizliklere 1500 Osmanlı askerini aynı anda öldüren cephanelik patlaması da eklenince savunma zorlaştı. Abdi Paşa askerleriyle birlikte ön saflarda çarpışmaya katıldı. 2 Eylül 1686 günü Kutsal ittifak birlikleri altı koldan genel taarruza geçti. Abdurrrahman Abdi Paşa Beç Kapısı'nda öldü. Öldüğünde 70 yaşındaydı.


Şehre daha sonra yerleşen Macarlar ise Abdi Paşa’nın kahramanlıklarını asırlar boyunca unutmadılar ve şehit düştüğü yere çok daha sonraları üzerinde şu ifadelerin yazılı olduğu bir mezartaşı diktiler.

Bu taşta "145 yıllık Türk egemenliğinin son Buda Valisi Abdurrahman Abdi Arnavut Paşa, bu yerin yakınında 1686 Eylül ayının 2. günü öğleden sonra yaşamının 70. yılında maktul düştü. Kahraman düşmandı, rahat uyusun!" yazılıdır.


Cezayirli Hasan Paşa

Bu paşamız dikkatimi Kasımpaşa meydandaki Aslanlı heykel ile çekti.


Yavru iken alıp büyüttüğü bir aslanı kendisine alıştırmış ve sürekli yanında gezdirmiştir.