28 Kasım 2014 Cuma

Kazığa oturtmak

Fransa' da çok ünlü bir sözlük vardır; Larus (Larousse). Burada bir sözcük var, "dekapter" (décapiter). Bu sözcük 1931 yılındaki sözlükte boynunu vurmak diye açıklanıyor. Sözcüğün bir başka anlamı daha var: Kazığa oturtmak, söydeşi (yani) sivri bir kazık anıklamak ulayı yalnıkları (hazırlamak ve insanları) kazığın bir ucu ağzından çıkacak biçimde üzerine oturtmak.

Acımasız bir uygulama. Burada kazığa oturtmak deyiminin anlamını açıklığa kavuşturmak için de örnek veriliyor:

"Türkler bugün bile tutsaklarını (esirlerini) kazığa oturturlar."

Atatürk bunu öğrenince Fransız büyükelçisini yemeğe buyurluyor (davet ediyor). Elçi, öteki elçilere kaplanlanıyor (böbürleniyor), Atatürk' ten  çağrılandığı için sırnaşıyor (hava atıyor). Köşke geliyor, yemekler yeniyor.

Atatürk doğal bir biçimde elçiye "Bu sözcüğün anlamı nedir?" diye sorar ve o da bildiği anlamı söylüyor. "Başka bir anlamı var mı?" diye sorulduğunda ise büyükelçi "Daha fazlasını söylemek için sözlüğe bakmam gerekir" diye cevap verir.

Atatürk daha önce anıklatmış (hazırlatmış) olduğu ve çalışanlarına öğütlediği biçimde Larus'u getirtip büyükelçinin önüne koydurur. Elçi daha işin nereye değin gideceğinin bilemeden coşkuyla okumaya başlıyor. Ancak sözcüğün karşısında kazığa oturtmak konusunda verilen örnek tümceye (cümleye) gelince ancak yarıya dek okuyabiliyor ulayı (ve) yarısından sonra yutkunarak Atatürk' ün yüzüne bakıyor.

Atatürk diyor ki: "Demek ki biz Türkler bugün de tutsaklarımızı (esirlerlerimizi) kazığa oturtuyoruz öyle mi, öyle mi sayın elçi? Sözlüğünüze böyle yazmışsınız, bu doğru mu?"

Elçi sözlüğü biraz karıştırıyor ulayı bir kaçamak bularak diyor ki: "Ulubayım (Efendim) bu sözlük Katolik Kilisesi'nin basımevinde basılmış, bildiğiniz gibi biz uruksal (laik) ülkeyiz, kilisenin yaptıklarının bizim yönetimimizle bir ilgisi yok. Bizi ilgilendirmez ulayı biz kiliseye karışamayız."

Atatürk: "Öyle mi ulubayım, siz uruksal bir ülke olduğunuz için demek ki kiliselere karışamıyorsunuz. Öyleyse ben de yarından tezi yok İstanbul'daki kiliselerin kapılarına koca birer kilit astırıyorum" diyor.

Bunu duyan elçi birden ayağa kalkıyor ulayı (ve): "Saygınbayım (Ekselans), kınaşırız (protesto ederiz)", diyor. 

Bunun üzerine Atatürk: "Hani sizi ilgilendirmiyordu, karışmıyordunuz?", diyor ulayı ilgililere dönerek: "Elçiye yolu gösteriniz!" diyerek bir anlamda onu kovuyor.

Sonra ne mi oluyor?  Fransız yönetimi uruksallık (laiklik) söylemlerini bir yana (tarafa) bırakıyor, tezden (hemen) o sözlük toplatılıyor ulayı yeni baskısında o tümce (cümle) çıkartılıyor.

Namık Kemal Zeybek 
Atatürk' e yolculuk - Yolak B Uzberisi (Kanal B Televizyonu)